|
Çağdaş Politika ve Diplomasi
|
FİLÂTELİ
>PERFORAJ<..........>VARYETE<
Milletlerarası
antlaşma ve sözleşmelerin temelinde bulunan,devletler
hukukunda Lâtince teknik adı "Pacta Sun
Servanda" olan,yapılmış olan bir anlaşmanın
bozulmayacağını,aynen yerine getirilmesinin gerekli
olduğunu belirten manevi bir kuraldır. Anlaşmayı
imzalayan tarafların bu kuralı peşinen kabul etmiş
bulundukları ve ona göre hareket edecekleri esastır.
Bu kurala
karşı diğer bir kural daha vardır ve buna da
Lâtince'de "REBUS SİC
STANTİBUS" denir. Bu kural ise,
anlaşma imzasındaki şartların sonradan değişmesi
neticesi, anlaşmanın da hükümsüz olması veya
değiştirilmesi anlamına gelmektedir.
|
[BÜYÜK
GAYE PROJESİ (GRAND
DESIGN)] |
ABD.
Başkanı [1914-1963] John Fitzgerald KENNEDY'nin 1962
yılında açıkladığı projelerden biridir. Buna
göre,ABD ile Avrupa'daki müttefikleri,Atlantik
Okyanusunun iki yakasında birer ortak gibi eşit bir
işbirliği kurmalı ve ilişkilerini ilerde bir
birleşmeye vardıracak şekilde sıkılaştırıp
geliştirmelidir. Amerikan birliğinin kuruluşunu örnek
gösteren KENNEDY ilk Katolik ABD Başkanı olup [brain
trust] Beyin Trust,
kurulu oluşturmuştur. ABD'nin dünya siyasetine karşı
çıkan FRANSA ile çatışmıştır.
TRUST;n.[english-]1.itimat,güven
2.güvenilir kişi yada şey 3.umut 4.emanet
5.sorumluluk;görev 6.mütevellilik;mutemetlik 7.kredi
Latince olan bu deyim, diplomasi lisanında çok kullanılır ve "savaş
sebebi" anlamına gelir. Bir devlet diğerlerinin kendisine karşı herhangi
bir tutumunu ve aralarında çıkan bir olayı protesto edebilir veya
ultimatom verebilir. Bunu yaparken, olayı bir "Casus Belli"
saydığını açıklarsa durum çok ciddidir, bir savaş çıkabilir. Bazen de
böyle bir durum karşısında taraflardan biri aniden ve açıkça saldırıya
geçip ondan sonra diğerinin tutumunu veya ortaya çıkmış olan olayı bir
"Casus Belli" saymış bulunduğunu ilan ederek bu saldırısını
meşrulaştırmak isteyebilir. Veyahut da bütün bu işlemlere başvurmaksızın
bir "Casus Belli" ortaya çıkabilir.
Örneğin 1941'de Japonya ile A.B.D. arasında
diplomatik görüşmeler olmakta iken, aniden Japon uçaklarının Pearl
Harbour limanındaki Amerikan Pasifik filosuna baskın yapmaları ve birçok
gemiyi batırmaları, ABD için bir "Casus Belli" olmuştur ve
böylece Amerika İkinci Dünya Savaşına girmiştir.
|
[DAİMÎ DELEGE
(TEMSİLCİLİK) (Diplomasi - Misyonlar)] |
Milletlerarası bir kısım örgütlerde üye ülkelerin devamlı şekilde
görevlilerinden oluşan daimî delegasyonları vardır. Bu delegasyonların başındaki şahsa
daimî delege, daimî temsilci, baş delege gibi isimler
verilmektedir. Bu şahıslar genellikle ve delegasyon
görevlilerinden bir çoğu meslekten dışişleri
memurlarıdır.
MİSYON: Diplomasi
lisanında, bir ülkenin diğerine yolladığı -
genellikle - siyasî görevler üslenmiş temsilcilerden
oluşan heyetlerdir. Milletlerarası ilişkiler prensip
olarak bu misyonlarca yürütülürler {
büyükelçilikler, elçilikler, daimi delegasyonlar,
gibi }
Diplomatik misyonların görevleri:
a)Gönderen Devleti
kabul eden Devlette temsil etmek;
b) Devletler hukuku tarafından
müsaade olunduğu ölçüde, kabul eden Devlet
dahilinde, gönderen Devletin ve vatandaşlarının
menfaatlerini korumak;
c) Kabul eden Devleti Hükümet ile
müzakereler yapmak;
d) Bütün meşru imkânlarla kabul
eden Devletin şartlarını ve gelişmelerini tespit
etmek ve bunları gönderen Devletin Hükümetlerine
bildirmek;
e) Gönderen Devlet ile kabul eden
Devlet arasında dostça ilişkileri geliştirmek ve
iktisadî, kültürel ve ilmî ilişkilerini inkişâf
ettirmek;
f) Yerine göre ve durum icabı
konsolosluk işleri de yapmak.
Bazı politik çevrelerin üzerinde durdukları ve oluşturdukları bu teoriye
göre Avrupa Birleşik Devletleri gerçekleştirilmeli ve ABD ile, bir
halterin iki ucundaki ağırlıklar misali, sağlam bir ortak bağlantı ile
birbirleriyle bağlanarak (Halterin ortasındaki demir çubukta olduğu
gibi) güçlü bir sistem kurulmalıdır.
Bir ırkın veya bir din veya dil mensubu bir toplumun
kitle halinde yok edilmesini [exterminasyon] amaçlayan
harekete denir ve diğer bir ismi de "insanlığa
karşı işlenen suçlar"dır. Bu
hareketler,genellikle politik amaçla yapılır. Jenosid
bazı yönlerden ırk ayrımına benzerse de amaç ve
metot bakımından tamamen farklıdır .Çünkü ırk
ayrımında,bir topluluğun horlanması,kötü muamele
görmesi,bir kısım haklarının kısıtlanması veya
kamu hayatında önemsiz durumda bırakılması
varken, Jenosid de bir topluluğun kökünün kazıması
şeklinde yok edilmesi esas amaçtır.1949'da Birleşmiş
Milletlerce,Jenosid hareketi resmen bir suç olarak
tanınmış ve tescil edilmiştir.{Auschwitz
Kampı-Eichman Olayı-Irk Ayırımı-Nazizm-Kıbrıs
Sorunu}
EXTERMINATION:{exterminasyon} Bir
ırkın veya halkın veyahut bir bölge halkının
kökünün kazıması şekliyle denecek biçimde yok
edilmesidir. Çağımız bu tür olaylar
görmüştür. Örneğin, Nazi Almanya'sının Yahudilere
karşı işlediği politika,Stalin Rusyasının Kırım
Tatarlarını bu amaçla Sibirya'ya sürmesi,Grivas'ın
Kıbrıs'ta Türk toplumuna karşı
girişimleri"extermination"uygulamasına
örnektir.
|
[LORENZ EĞRİSİ (LORENZ
CURVE)] |
Ekonomide, bir ülkedeki gelir dağılımı alanındaki eşitsizliği geometrik
yolla ortaya koyan bir bilimsel metottur.
Biri,
ülkedeki gayri safi milli hasıladan alınan paylar
yüzdesini, diğeri de bu yüzdelerden yararlanan
kişilerin yüzdesini gösteren birbirine dik iki eksen
çizilir. Eksenler arasında çizilen düz (45 derecelik)
çizgiye tam eşitlik çizgisi denir. Ülkedeki gerçek
pay alma durumuna göre oluşan eğri çizgi ile,
sözü geçen düz çizgi arasında kalan alan da
"eşitsizlik alanı şeklinde adlandırılır.
Ortaya çıkan bu geometrik alan ne kadar büyük olursa,
eşitsizliğin de o kadar çok olduğu sonucuna
varılır.
[İlgili konu: Sosyal Adalet]
|
[MİLLET (NATİOANLİTÈ-NATIONALITY)] |
Millet, milliyet ve milliyetçilik birbirlerinden türemiş deyimler
olmakla beraber, hukuk açısından ve sosyoloji bakımından farklı
şeylerdir. Özellikle milliyet, devletler hukuku alanında çok önemli bir
faktördür ve esas olarak devletle hukuki ilişki anlamına gelmektedir.
Milliyet, bir aracın veya kişinin uluslararası kimliğidir ve bunun
belirtileri prensip olarak bayrak ve pasaporttur.
Milletler arası politikada zaman zaman sözü geçen bu kavram esasında
öncelikle bir iç politika deyimidir. Bir ülkenin halkının kendi varlık,
birlik, çıkar ve ideal ortaklığı bilinci milliyetçiliğin geniş
tanımlamasıdır. Milliyetçilik ilkesi ilk kez Fransız devriminden sonra
ortaya çıkmış bir ideolojidir.
|
[MODUS VIVENDI
(YAŞAM TARZI)] |
Diplomasi deyimlerindendir. Lâtince kökenden gelmekte olup, bir konuya
kesin bir çözüm yolu veya şekli bulununcaya kadar, taraflar arasında
uyguladıkları, geçici pratik çarelerdir. Kelime olarak tam karşılığı "
yaşama tarzı " demektir ki bu da hukukî bir durum [ kesin çözüm,
uzlaşma, anlaşma ] yerine ister istemez şimdilik sürdürülen fiili durum
anlamına uymaktadır.
Günümüzde sözü çok edilen, üzerinde tartışmalar yoğunlaşan ve çeşitli tanımları
yapabilen sosyal adalet kavramı genel çizgileriyle, bir toplumda gelir
dağılımının ve kişilerin yaşama düzeyinin adalete uygun bir biçimde
gerçekleşmesidir. Bu alanda, bir ülke açısından olduğu gibi milletlerarası
açıdan da sosyal adaletten söz edilmektedir.
Bir
ülke içindeki sosyal adalet, özellikle çalışan
kişilerine [Çalışmakta bulunan veya emekli
olmuşlar] harcadıkları emek
karşılığında sağladıkları kazancın, yeterli ve
çağdaş koşullara uygun bir hayat düzeyinin
gerçekleştirecek biçimde bir gelir dağılıma imkan
verecek nitelikteki ekonomik ve sosyal düzenin varolma
aşamasıdır.
Sosyal
adaleti amaçlayan ekonomik tedbirler; hayat
pahalılığına uygun şekilde yürüyen gerçekçi bir
"ücret-maaş-vergileme" sisteminin, hukuken ve
fiilen uygulanmasını sağlar nitelikteki parasal
tedbirlerdir. Sosyal tedbirler ise, devletin bütün
vatandaşlara açık ve yeterli bir sağlık, eğitim ve
istihdam sistemi kurması şeklindeki, kişilerin
parasal olmayan temel tedbirler dizisidir.
(Bu konu ayrıca Türkiye Cumhuriyet`i Anayasa`sında
temel haklar ve ödevler başlığında yer almaktadır.)
Dünyanın birçok ülkesinde,çalışanların ortak hak
ve çıkarlarını güçlü bir şekilde korumak amacıyla kurmuş oldukları
birliklerdir. bir kısım ülkelerde değişik adlarla
anılmakla beraber genellikle sendika değimi
yaygındır. İlk sendikalar 18.yüzyılda İngiltere'de
kurulmuş daha sonra 19.yüzyılda Fransa'da ve zamanla
birçok ülkede görülmüştür. Sanayileşmenin
gelişmesi ve diğer alanlardaki ekonomik faaliyetlerin
artışı,sosyal akımların güçlenmesi birçok ülkede
sendikacılığı hızlandırmış ve sayıları
çoğalmıştır.
|
TANIMA [ RECOGNITION = RECONNAISSANCE ] |
Yeni kurulan veya bağısızlığına kavuşan bir devletin veyahut
da dünya politikasında varolmakla beraber çeşitli nedenlerle başka devletlerin kendisiyle uzun süre ilişki kurmadıkları bir devletin veya bazen
de yeni kurulmuş bir rejimin diğer devletlerce varlığının resmen kabul olunması ve onunla ilişkiler kurulmasına devletler hukuku ve diplomaside tanıma [ recognition = reconnaissance ] denir. Başlıcaları, fiili [ de facto ] tanıma ve hukuki [ de jure ] tanıma şeklinde olarak iki türlü tanıma işlemi uygulanmaktadır. Fiili tanımada diplomatik ilişkiler kurularak karşılıklı elçi teatisi yapılmaz. Yâni sınırlı ilişkiler vardır ve genellikle ticari ve ekonomik alanda kalır, siyasi ilişkilerden kaçınılır. Hukuki tanımada ise bu işlem bütün açılardan tamdır ve her alanda ilişki kurulur ve elçi teatisi yapılır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ABD Başkanı bulunan Wilson, savaş sonrası dünya düzeni için 14 maddede toplanan bazı prensipler ilân etmiştir. Bunlar arasında, örneğin, Milletler Cemiyetinin kurulması, silahların azaltılması, Türk topraklarının bir kısmında bağımsız birer Ermeni ve Kürt devletleri kurulması gibi hususlarda yer alıyordu. Aslında bir üniversite profösörü olan Wilson, uluslar arası ilişkiler için öngördüğü bu programındaki yeniliklerden dolayısiyle 1920 Nobel Barış Ödülünü almışsa da sonradan prensiplerinin bir kısmının gerçekçi olmadığı ve işlemediği görülmüştür.
Wilson (Thomas Woodrow)1856-1924: Siyasal Bilimler profesörü. Hayatı ucuzlatma, lüks maddelerin üstüne vergi koyma, içki yasağı koyma. Amerika'nın dışında bir iktisadi Emperyalizim siyaseti uyguladı.
[Kaynak:
İş Bankası Kültür yayınları. Yazar Kemal Girgin. Çağdaş
Politika ve Diplomasi] |